Ana Sayfa / Analiz & Röportaj / Selahaddin Dağıstan yazdı: “Astana’da kazanan kim, kaybeden kim?”

Selahaddin Dağıstan yazdı: “Astana’da kazanan kim, kaybeden kim?”

Suriye’de 7 yıldır devam eden savaş süre itibariyle fazlasıyla uzadı. Bu durum iki tarafı destekleyen güçler için ekonomik olarak zorluklar getirdiği gibi, siyasi açıdan da üçüncü bir etkiye açık hale geldiler. Bunun en somut örneği de PKK/PYD’nin güçlenmesi oldu.

Suriye’de savaşan dört grup var. Bunlardan IŞİD tasfiye edilmek üzere. Geri kalan Muhalifler, Esed ve YPG’nin süreci ise farklı senaryolara açık.

Muhaliflerin amacı tüm Suriye’yi ele geçirmekti ama şu an bu hedef ve idealden uzaklaşmış durumdalar. Esed blokunun amacı IŞİD sonrasında Muhalifleri bitirmek olacak, sonrasında da YPG ile hesaplaşması ya masada ya sahada olacak. YPG ise tamamen ABD’ye güvenerek ve itaat ediyor.

Suriye üzerinden Akdeniz’de hava, deniz ve kara üslerine sahip olan Rusya şuan halinden memnun. ABD de aynı şekilde Türkiye’nin İncirlik Üssüne ihtiyaç duymayacak şekilde YPG bölgesine kara ve hava üsleri kurdu.

Haritada maviler Suriye’deki ABD askeri üsleri.
Kırmızılar Suriye’deki Rusya askeri üsleri.

Astana görüşmelerine gelecek olursak, kazananı çok ama kaybedeni net; Türkiye destekli Muhalifler.

Muhalifleri şu ana kadar en çok destekleyen ülkelerden biri olan Türkiye kendi çıkarları gereği saf değiştirmek durumunda kaldı. Yakın bir zamana kadar Esed’i yıkmaya çalışan Muhalifleri destekleyen Türkiye, yaklaşan YPG tehlikesi sebebiyle Esed’in ayakta kalması gerektiğine ikna oldu. Çünkü parçalanmış bir Suriye’de YPG/PKK bağımsız bir devlet kurabilir. Kuzey Irak’ta Barzani’nin de bağımsızlığa yürümesini gören Türkiye hükümeti, Suriye’de YPG’nin de aynı şekilde bağımsızlığa gitmemesi için şuan mevcut olan Esed’in iktidarda kalması gerektiğini kabul etti.

Astana’da Esed rejiminin Türkiye tarafından da meşru kabul edildiğinin en büyük ispatlarından biri şu madde:

Astana’dan çıkan maddelerden biri: Esed hükümetinin izni olmayan tüm yabancı devletler Suriye’de işgalci sayılacak:

Türkiye’nin böyle bir maddeyi kabul ederek kendisini Fırat Kalkanı bölgesinde işgalci konumuna soktuğunun hepimiz farkındayız. Buraya Türkiye açık açık şunu demiş oluyor: “ABD Suriye’den çıksın da, YPG devlet olamasın da, varsın Fırat Kalkanı’ndan çekileyim, varsın Muhalifleri gönüllü ya da zorla Esed ile barışa zorlayayım.”

İlkeler üzerine değil çıkarlar üzerine siyaset yapan Türkiye hükümeti kendine göre haklı. YPG hesaplarının paylaştığı bu haritaya bakılırsa ABD’nin vaat ettiği YPG devleti İdlib’i de alarak Akdeniz’e açılmayı planlıyor (sarı renk):

Zaten hükümetin başdanışmanlarının köşe yazarı olduğu bir gazete olan Yeni Şafak’ın genel yayın yönetmeni İbrahim Karagül de bir ay önce bunu politika değişikliğini itiraf eden bir yazı kaleme almış, tüm Esed yanlısı siteler de bunu seve seve haber yapmıştı:

Türkiye artık Esed ile olmasa da İran ve Rusya ile beraber hareket etmek istiyor. Çünkü Türkiye için 30 yıllık bir problem olan PKK/YPG artık Suriye’de tankı, topu, uçaksavarları ile nizami orduya dönüşmüş durumda. YPG’yi bu kadar güçlendiren ise ABD olduğuna göre Türkiye dengeyi kurmak için Avrasya’ya yani Rusya ve İran’la ittifaka dönmüş durumda.

Duygusal veya dini değil, tamamen rasyonel, çıkarcı ve laik bir akılla hareket eden Türkiye’nin böyle bir hamle yapması da gayet beklenir bir durumdu.

Burada ilkesiz ve safça hareket eden ise Suriye’deki Muhalifler oldu. 7 yıl önce başladıkları savaşta iplerini Türkiye’ye verdiler. Bunun sonucunda Astana’da kendileri adına plan yapıldı ve Muhaliflerin elindeki İdlib’in tamamının işgal edilmesinde yani savaşın sona erdirilmesinde anlaşıldı. İdlib’in üçte ikisi ise Muhaliflerin yıllardır savaştığı İran ve Rusya’ya verilecek:

Bu durumu kabul edecek Muhalif gruplar İdlib’te ve diğer bölgelerdeki direnişçiler tarafından ihanetle suçlanacaktır. Masa başında Ahraruş Şam ve ÖSO gruplarının lider kadrosunu Türkiye’nin bu duruma ikna ettiği de ortada.

Türkiye, Rusya ve İran’ın bu planı başarılı olur da İdlib’te savaş biterse Suriye’de müzakere süreçleri başlayacak. Büyük ihtimal Esed ile geçiş döneminde karar kılınıp, Suriye’nin toprak bütünlüğünü koruyarak laik ve demokratik Suriye inşa edilecek. Bunun da garantör ülkeleri Türkiye, İran ve Rusya olacak. Türkiye’yi ne kadar takarlar, barıştan sonra Sünnilere tutuklama ve infazlar kaç ay sonra başlar derseniz uzun sürmez. (Umarım bu senaryo gerçekleşmez.)

İdlib’te bu plana karşı çıkacak, teslim olmaktansa 7 yıldır devam eden direnişe devam etmeyi isteyecek gruplar da mevcut. Bunların başını ise HTŞ ve muhacir gruplar çekiyor. Aslında son iki aydır İdlib’te olan olaylara baktığımızda bu sürecin adımlarını daha net görebilmekteyiz. Türkiye, Rusya ve İran yakında İdlib’e müdahale ettiğinde güçlü bir direnişle karşılaşmak istemeyecektir. Bu nedenle İdlib’teki HTŞ’nin gücünün kırılması gerekiyor. Bunun için önce Ahraruş Şam’ı sahneye sokup HTŞ’ye karşı savaştırdılar, fakat Ahrar’ın askerleri buna gönüllü olmadı. Bunun üzerine HTŞ lider kadrosuna suikastları artırmaya, bir yandan da içten parçalanması için çalışmalar yapılmaya başlandı. Ahraruş Şam ile savaş sırasında gizlice çekilen HTŞ komutanlarına ait ses kayıtlarının Astana’dan birkaç gün önce yayınlanması rastgele bir durum değildi. Muhaysini haklı mı haksız mı meselesinin çok ötesinde, bu kasetleri eleştirmeden de önce, bu telsiz kayıtlarının kimler tarafından ve nasıl çekildiğini düşünürsek meseleyi daha rahat çözeriz. Kasetleri yayınlayan ise sadece bir piyondu.

İlk proje tutmasa da bu adımlar başarılı oldu ve HTŞ’den çıkan gruplar oldu. Fakat bu durum uzun sürmez, Türkiye-Rusya-İran planının bir parçası olmayı kabul eden ÖSO grupları ve Ahraruş Şam’ın yakın bir zamanda anlamsızlaşması sebebiyle Esed’e karşı savaşma yanlısı birliklerini HTŞ’ye kaptıracaklar. Zaten böyle bir süreçte HTŞ de kendini feshedip savaşa devam etmeyi kabul eden gruplarla tek çatı altına zorunlu olarak girecektir. Halep’in düşmesi yaklaşınca tüm grupların kendini feshedip tek komutanlığa geçişi gibi. İdlib’in Halep’ten farkı, son kale olması gereği sadece dışarıdaki düşmanla değil, içerideki düşmanla da savaşmak zorunda kalacak olmalarında yatıyor.

Tüm bu özetten çıkaracağımız sonuç ise, Astana’dan kazananın Esed, kaybedenin ise Türkiye’nin peşinden giden Ahraruş Şam ve ÖSO grupları olduğudur. Kaybederken kazananı HTŞ, kazanırken kaybedeni ise Türkiye olacak gibi.

Şam’daki savaşı medya propaganda amaçlı bitti diye gösterse de, İdlib’in müzakere yoluyla asla düşmeyeceğini de bilin.

Yazan: Selahaddin Dağıstan

 

İlginizi Çekebilir

Dr. İyad Kunaybi’den Duma Katliamı ve Ürdünlü Pilot Yorumu

GERÇEKTEN DE ŞER’İ HÜKÜMLERİ DERT EDİNEN VAR MI? İKİ ÖRNEK OLARAK PİLOTUN YAKILMASI VE DUMA’NIN …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir