Ana Sayfa / Analiz & Röportaj / Hilafet İlanı Üzerine Mülahazalar

Hilafet İlanı Üzerine Mülahazalar

Es Selamu Aleykum ve Rahmetullah

Bu konuşmamızda bazı kardeşlerin sorularına yanıt vereceğim. Diyorlar ki: ”Kesinlikle hilafetin tekrar ikame edilmesi gerekir. Müslümanların kendiliklerinden bir araya gelip bir kişi üzerinde ittifak etmeleri mümkün görünmüyor ve günümüzde Müslümanlar aslen otoritelerini yitirmiş ve mustazaf durumdadırlar.Durum bu iken, cemaatler arasından herhangi bir cemaatin, Müslümanların söz ve güçlerini birleştirmek için, velevki bunu diğerlerine galebe çalarak da yaparak (!)  Halife nasb etmesi uygun değil mi?”

El cevap: ”Kesinlikle hilafetin tekrar ikame edilmesi gerekir” sözleri ile ilgili olarak deriz ki: Bir kere onun ikame edilmesi, vakıada bileşenleri, (yani hilafetin üzerine oturduğu rükünleri) olmadan sadece ilan etmekle ikame edilemez.

Onun bileşenlerinin başlıcalarından birisi ise: Müslümanların kendi yurtlarında mutlak otorite sahibi olmaları ile birlikte, aralarında söz ve güç birliğinin olmasıdır.

Eğer bu dediğimiz bileşen yok ise o halde yapılması gereken, olmayan bir şeyi ilan etmek değil, bilakis buna zemin hazırlayacak şeyleri yerine getirmek olur. Bu da; Müslümanlar otoritelerini tekrar elde etmek ve aralarında söz ve güç birliğini tekrar sağlamak için davet ve cihad ile çaba göstermelidirler.

Yoksa; otorite ve yönetim konusunda Müslümanların haklarını gasbederek, otoritelerini geri kazanma ve söz ve güç birliğinin tekrar oluşmasını daha da uzaklaşmasına sebebiyet verecek bir kişi için hilafet iddiası ile değil.

Hilafetin ikamesinin vacip olması demek; herhangi bir cemaat veya yapıya bu isim ıtlak takılınca, o cemaat ve yapının da sadece bu isimlendirme ile derhal hilafet olacağı demek değildir.

Böyle bir durumda hilafet iddiası tıpkı Nebi sav in ”Git (namazını) tekrar kıl” dediği kişinin durumu gibi olur. Çünkü o, böyle yaparak rükünlerini yerine getirmediği bir iş yapmış ve amelini ifsad etmiştir.

Şayet Allah’ın dini için çaba gösterenler için herhangi bir zaman diliminde rükünlerine ve şartlarına riayet ederek şer’i yönü ile hilafeti ikame etmeleri mümkün olmazsa, bu onlara hiç bir zarar vermez ve bunu yapamadıkları için de günahkâr olmazlar.

Ayrıca vakıada bileşenleri bulunmayan bir şeyi alelacele ilan etmekle de mükellef değildirler.

Fakat onlar her hâlükârda dinin ikamesi ile yani onu hayatlarında yaşamak ile memurdurlar.

Hilafetin gerçekleşmesi için onları uygun bir ortama ulaştıracak şey, amellerinde hakka uygunluğu arayarak dini hayatlarında ikame etmeleridir.

Nitekim Allah’ın emirleri üzerinde istikamet üzere yürüdükleri takdirde, hayırlı sonucun kendilerinin olacağını ve yeryüzünde otorite sahibi olacaklarını bildiren Allah’ın vaadi vardır.

”Allah sizden iman edip salih ameller işleyenlere, kendilerinden öncekileri hükümran kıldığı gibi onları da yeryüzüne hükümran kılacağını vaad etti. Kendileri için seçip beğendiği dinlerini onlar için güçlendirip yerleştirecek ve korkularından sonra onları güvene kavuşturacaktır.” (Nur 55)

Bu, Allah tan bir vaad ve müjdedir. Ayrıca yeryüzünde tekrar nübüvvet menheci üzere kurulacak bir hilafeti bildiren  nebevi bir vaad de vardır.

Tüm bunlar sadece müjdedir. Yoksa hali hazırda bileşenlerini elde etmeye güç yetiremediğimiz bir şeyi alelacele ilan etme noktasında sorumluğu gerektirecek emirler değildirler.

Bu dine yardım etmeğe çalışanlar üzerine vacip olan; Allah’ın kendilerine yüklemediği şeyleri bırakarak Allah’ın kendilerini mükellef tuttuğu şeylerle iştigal etmeleridir.

Tüm güçleri ile amellerini hakka ve adalete zıt olan tüm şeylerden arındırarak,  Allah’ın emri doğrultusunda istikamet üzere olmaya çalışmalıdırlar.

Şer’i yoldan gücü ele geçirme kurallarına yapışarak, şer’i vechi üzere hilafetin ikamesine çalışmak gibi…

Onlar ne zaman tüm bunları yaparlarsa,  işte o zaman Allah’ın onlara vaad ettiği yeryüzüne halifeler olarak otorite ve güç sahibi olma durumu, iddia ile değil hakiki olarak gerçekleşir.

Fakat bazı savaşçı cemaatlerin, güce olan aşırı düşkünlüklerinden bunu elde etmek için içinde zulüm ve baskıcı yöntemlerin olduğu bir takım yollara başvurduklarını görüyoruz. Hâlbuki böyle yaparak, Allah’ın kendilerine olan vaadini zayi ediyorlar ve üstelik bu tutumları onları yeryüzünde sağlam, sabit ve mütemekkin bir otorite sahibi olmaktan da uzaklaştırmaktadır.

Bize diyecekler ki; ”Sizin bu yönteminizle ümmet hiç bir zaman bir kişiyi halife tayin etme üzerinde birleşmez! Daha kendisi bile bir araya gelememiş bir ümmetin bir kişiyi halife nasb etme üzerinde birleşmesi nasıl olacak?”

El cevap: Bu vaad Allah a aittir. (Yani bunu Allah üstlenmiştir.)

Üstelik Nebi’den (sav) bununla ilgili ”nübüvvet menheci üzere” yeni bir hilafetin ikame edileceğini ifade eden vaad de vardır.

Nübüvvet menheci üzere demek ise: Müslümanların istişareleri ve rızaları ile, içinde Ehlul-hal vel-akd diye tabir edilen ileri gelen büyüklerinin katılımı ile beyat alınarak seçilen bir halifenin hilafeti demektir.

Elbette bu tanım, şeriatın ikamesi aleyhine savaşan ve ondan kerih duyan grupları kapsamaz.

Belki de bu vaad, birbirinden uzakta bulunan farklı İslami yapıları ve mücahit cemaatleri içine alacaktır.

Zamanı ne kadar uzasa da, dünyadaki farklı coğrafyalarda bulunan bu oluşumlardan salih olanları bu vaadi yerine getirmede ortaklık edip yardımlaşacaklardır.

Ancak bu oluşumlardan hiç biri bağımsız olarak hilafet iddia etme, diğer emirliklerin iptaline ve diğer cemaatlerin sancaklarının geçersizliklerine hüküm verme hakkına sahip değildir.

Muhtemelen yine bize şöyle diyeceklerdir: ”Bizim hilafetimizin Ehl’ul-hal ve’l-akd ın beyatı üzere gerçekleşmediğini size kim dedi ki?”

Bazen de şöyle diyeceklerdir: ”Hatta bazen otoriteyi kurmak için Müslüman gruplar üzerine zorla galebe çalmak (tağallub) kaçınılmazdır.”

Şaşılacak olan şudur ki: Bazı cemaatler ”zorla galebe çalmak” yani tağallub teriminin arası ile ”Ehl’ul-hal ve’l-akd” teriminin arasını karıştırıyor. Sonra daha ibtidaen tanımını bile yapamadığı bu kavramlardan yamalı bir elbise yapıp halife diye tayin ettiği kişiye bu elbiseyi giydiriyor.

Sonra insanlara bunu meşru imiş gibi göstermek ve Ehl’ul-hal ve’l-akd ın beyatı üzere olduğuna inandırmak için, kendi cemaati içerisinden sözde ümmeti temsil eden uyduruk bir Ehl’ul-hal ve’l-akd çıkartıyorlar.

Hatta  değil ümmetin mücahitlerini ve âlimlerini, ümmetten hiç bir kimse ile istişare etmemelerini temize çıkarmak için bile ümmeti; alçaklar, muharib olanlar, demokratlar, sururi, ihvancı ve mürcie diye yaftaladıklarını görürsün.

Vel hasıl sonuçta kendi cemaatleri ümmet olmuş oluyor, onun dışındakiler ise Ehl’ul-hal ve’l-akd olmayan istişare bile edilmeye ehil olmayan kimseler oluyor!!

Hatta onlarla  sadece güç kullanarak kahra uğratma fayda verir!!

Bilemiyorum acaba bunlara göre ümmet; ”istişare edilmesi gereken İslam ümmeti mi, yoksa kahredilmesi gereken küfür ümmeti mi?”

Oysa nübüvvet menheci Müslümanların kahrı ve yenilgisi üzerine ikame edilmez.

Eğer ki İslam ümmetinde tüm âlimleri ve mücahit cemaatleri ile, doğudaki Afganistan’dan batıdaki Mali’ye kadar istişare edilecek kimseler yoksa, o halde bu ümmete (cenaze namazını kılarak) dört tekbir getir ve hilafeti ikame etmeye de gerek yok, bilakis kıyamet saatini bekle!

EĞER Kİ, ŞEYH USAME’NİN VE  GERÇEK BİR İSLAMİ EMİRLİĞİ FEDA ETME PAHASINA  MÜCAHİTLERİ TESLİM ETMEĞİ REDD EDEN TALİBAN’IN KENDİSİNE BİAT ETTİĞİ MOLLA ÖMER BİLE İSTİŞAREYE EHİL DEĞİLSE!..

EĞER Kİ, ÖMRÜNÜ CİHAD MEYDANLARINDA GEÇİRMİŞ VE TÜM ÇOCUKLARI BU YOLDA ÖLDÜRÜLEN KİMSE İSTİŞAREYE EHİL DEĞİLSE!..

EĞER Kİ, ŞERİATIN EGEMENLİĞİNİ İSTEME KONUSUNDA ŞÜPHE GÖTÜRMEZ BİR ŞEKİLDE SİZİNLE AYNI DÜŞÜNEN IRAK VE ŞAM’DAKİ ENSARUL İSLAM, IRAK MUHACİRLER ORDUSU, NUSRET CEPHESİ, HADRA TUGAYI, SUBURUL İZZ, MUHACİR VE ENSAR ORDUSU, ŞAM’UL İSLAM VE DİĞER BİR ÇOK MÜCAHİT CEMAATLER İSTİŞAREYE EHİL DEĞİLLERSE..!

EĞER Kİ, ŞERİATI İKAME ETTİĞİ İÇİN TÜM ALEMİN KENDİSİNE HARP AÇTIĞI MALİ’DEKİ ENSARUD-DİN CEMAATİ İSTİŞAREYE EHİL DEĞİLSE!..

EĞER Kİ, ŞERİATI İKAME ETMEK İÇİN CİHAD EDEN EL KAİDE’YE BAĞLI YEMEN, SİNA, LİBYA, KUZEY AFRİKA VE SOMALİ’DEKİ ÇEŞİTLİ MÜCAHİT CEMAATLER İSTİŞAREYE EHİL DEĞİLLERSE!..

EĞER Kİ, ÖMÜRLERİNİ CİHAD VE MÜCAHİTLERE YARDIM ETTİKLERİ İÇİN, VEYA ALEMLERİN  RABBİNİN ŞERİATINI MÜDAFAA ETTİKLERİ İÇİN HAPİSHANELERDE GEÇİRMİŞ ALİMLER İSTİŞAREYE EHİL DEĞİLLERSE!..

EVET! EĞER Kİ, TÜM BU SAYDIKLARIMIZIN HİÇBİRİ İSTİŞAREYE EHİL DEĞİLLERSE!.. (NASIL OLUCAK?)

SONRA KOCA BİR ÜMMETİ; İÇLERİNDEN BİRİSİNİN BİLE SİYRETİ HALİ, ADALETİ VE İLMİ HAKKINDA HİÇ BİR MALUMAT OLMAYAN, BİRİNİN BİLE KİM OLDUĞU HAKKINDA ŞAHİTLİK EDEN İLİM VE CİHAD EHLİNDEN HİÇ KİMSENİN OLMADIĞI BİRKAÇ KİŞİDEN MÜTEŞEKKİL BİR MECLİS İLE SINIRLADINIZ.

O HALDE, HANGİ ”NÜBÜVVET MENHECİ” ÜZERE OLAN HİLAFETTEN BAHSEDERSİNİZ?

VE HANGİ DİN VE AKIL İLE ”BİZDEN TEBERRİ EDEN VE DÜŞMANLIK EDENLERLE NASIL İSTİŞARE EDİLİR?”  DİYEBİLİRSİNİZ?

ONUN SİZDEN TEBERRİ EDİŞİ VE DÜŞMANLIK YAPMASI HADDİ ZATINDA SANKİ ALLAH’IN DİNİNDEN TEBERRİ ETMİŞ GİBİ ONUN İTİBARINI ZEDELER Mİ?

YOKSA YAPMANIZ GEREKEN; SİZE MUHALEFET ETTİĞİ KONUDA KENDİ NEFİSLERİNİZE DÖNÜP HALİNİZİ DÜZELTMENİZ DEĞİL Mİ?

Biz yukarıda isim vererek birçok cemaat ve İslami oluşum saydık. Ancak diğer bölgelerde değişik metodlarla Allah’ın dinine yardım eden ve Müslüman oluşlarını zedeleyecek veya istişareye ehil olmalarını engelleyen dinen hiç bir sorunları olmayan diğer Müslüman yapıları saymadık.

Saymamamız, asla onların değerlerini düşürmek veya küçük görüp marjinalleştirme amacı ile değildir. Asla!!

Sadece menhecinizin asıllarında mücmel olarak sizinle ittifak halinde olanları anarak örneklendirdik ki, tartışma başka yere çekilmesin.

Eğer ki iddia edilen hilafet, adını andığımız onca cemaat ve yapıları kapsamıyorsa ve istişare ve katılım hakkı olmadan onlardan sadece tabi olmaları bekleniyor ise, merak ediyorum diğer isimlerini saymadığımız sair kıble ehlinin durumu ne olur?

Buraya kadar anlattıklarımız, ”nübüvvet menheci üzere olan hilafetin keyfiyyeti” vechi ile idi.

Şayet mevzu, Müslümanların beldelerinden herhangi birinde ki İslami emirliğin keyfiyyetinin vechi hakkında olursa bu durumda emirlik iddiasında bulunanın şunu belirlemesi gerekir: ”Acaba emirliğini diğer Müslümanlara galebe çalarak mı gerçekleştirdi, yoksa Ehl’ul-hal ve’l-akd in biatı ile mi?”

Bu iki zıt durum asla bir arada olamaz.

Çünkü Ehl’ul-hal ve’l-akd bir imama biat ederlerse bu durumda imamın galebe çalmaya ihtiyacı olmaz.

Nitekim Ehl’ul-hal ve’l-akd, tüm işleri çözüme kavuşturarak veya tabiri caizse çözülmüş işleri bağlayarak yoluna koyarlar ve insanlarda onların izlerinde yürürler.

Dolayısı ile onların falan imama biat etmeleri, imamın onlara güç kullanarak galebe çalmasına ihtiyaç bırakmaz.

Ehl’ul-hal ve’l-akd ile tağallub (yani zor kullanıp galebe çalarak yönetimi ele geçirme)  kavramlarının arasını ayıramama sıkıntılı bir durumdur.

Ondan sonra İslami bir emirlikten bahsedilince mutlaka şu sorular sorulur: Müslümanların bu coğrafyada fiilen istikrarlı sabit bir yönetimleri var mı?

Kâfirlerin elinden özgürleştirilmiş bölgelerde herhangi bir emirliğin sahih olabilmesi için emirliğin rükünleri ve bileşenleri mevcut mu?

Söz konusu bu emirlik ve yönetimi; gerek saldırgan kâfiri savmayı ve gerekse sair beldelerdeki Müslümanların özgürleşmesine katkı yapacak işleri sürdürecek mi?

Kurulan bu emirlik, acaba kâfirlerin güçlerini arttıracak tarzda Müslümanların arasında ihtilaflara ve beldelerinin bölünmesine sebep oluyor mu?

Evet, tüm bu sorular sadece hilafet iddia edenlere değil, aksine herhangi bir meşru emirlik hakkında bile cevaplanması zaruri olan sorulardır.

Irak’ta savaşçı rafizilere galebe çalan bir emirliğin ikame edilmesini onaylama veya hatalı sayma konusuna girmeyeceğim.

Yine Müslümanların beldelerinde kâfir düşmana galebe çalan ikame edilmiş veya edilecek olan bir emirliğe de değinmeyeceğim.

Burada açıklamayı murad ettiğimiz şey şudur ki; ”Fesatta son hadde varmış bir durumu temize çıkarmak için, tağallub (yani zor kullanarak galebe çalma) lafzının sanki şer’i bir lafızmış gibi kullanılmasının hakikatten saptırma olduğudur.”

Muteğallib (yani zor kullanarak galebe çalmış) imamdan söz eden fakihlerin tartıştıkları durum; güç ve izzetin sadece Müslümanlara ait olduğu bir yurtta, yani darul-islam’da yönetimi ele geçirme konusunda yapılan çatışma durumudur.

(Yani bu durumda her kim yönetimi zor kullanarak ele geçirirse hiç bir durumda ümmet zaafiyete bile uğramayacak, diğer kâfir milletlere karşı onurlu yaşamlarından hiç bir şey eksilmeyecektir.)

Mutağallib imamın imametini sahih sayanlar bir takım şartlar dâhilinde sahih saymışlardır ki, bu şartlardan birisi; ”Müslümanların ondan razı olmaları ve imamın da onlar üzerinde Allah’ın şeriatı ile hükmetmesi şartıdır.

Görüldüğü üzere onun imametini, Müslümanlar razı olduktan sonra sahih saymışlardır yoksa önce değil…

Tüm bunlar bir yana, onların bir takım şartlarla bile olsa mutağallib imamın imametini sahih saymaları kesinlikle teğalluba (yani zor kullanarak galebe çalmaya) ibtidaen cevaz verdikleri anlamına gelmez.

Bilakis bu, (yani zor kullanarak galebe çalmak) bazı şartlarla sahih sayan fukahaya göre bile haram bir şeydir.

Müslümanlar kafirlerle harp halinde iken onlardan bir takım yerleri özgürleştirdiği durumlarda Müslümanlara galebe çalan diğer bir grubun gelip zaten özgürleştirilmiş bölgelerde Müslümanlara galebe çalması ve bunun bir sonucu olarak hem kendisini hem de diğer grupları kafire karşı yapılan savaşı ilerletmekten meşgul etmesi durumuna gelince; işte bu, yeryüzünde çok büyük bir ifsadtır. Hatta bu durum; sahibinin imametinin kabul edilmesi sıhhati için bir takım şartlara bağlı olan şer’an mezmum (yani kınanan) teğallub (yani zor kullanarak galebe çalma)  bile değildir, bilakis bu ifsattır ifsat!

Bunu yapanların sadece kendilerinin Ehl’ul-hal ve’l-akd oldukları üzere hüküm sürdükleri toprakların da genişliği ile getirmeleri olacak iş değil.

Aynı şekilde, bırakın yeryüzünün en ücra köşelerindeki tüm emirlik ve cemaatleri kendisine vela’ya zorlayacak olan bir hilafet ilan etmeyi, aksine böyle davrandıkları bölgelerde ”sahih ve şer’i vech üzere olan bir İslami emirlikten” bile söz etmeleri olacak iş değil.

İşte tüm bunlar; defalarca muhakemeye çağırıldıkları halde redd edenlerin, (güya) Allah’ın şeriatı ile hükmetme konusunda sözlerinin güvenirlilik ve inanırlılığını ortaya koyması bakımından sana yeterde artar bile. Yine bunlar; İddia edilen bu hilafette Allah’ın hükmü ile hükmetmenin tevdi edildiği yargının cehalet ve adaleti konusunda da sana yeterlidir.

Son olarak: Bazı kimselerin düşüncelerinin yüzeyselliğine hayret etmemek mümkün değil.

Zannediyorlar ki, mücerred hilafet iddiası ile Müslümanların söz ve güçlerinin birliği sağlanacak ve bunu kendilerine dert edinenlerin de derhal iddia olunan sözde hilafeti desteklemeleri ve biat etmeleri gerekir!

İddia edilen bir hilafet düşünün ki, cihadın âlimleri ve liderlerinin desteğine nail olamamış.

İddia edilen bir hilafet düşünün ki, dünyadaki diğer tüm kendilerini cihad konusunda geçen hiç bir mücahit cemaatin desteğine nail olamamış.

İddia edilen bir hilafet düşünün ki, kendisini sadece yaşları küçük, ilimleri kıt, dini bir takım şiarların,  hilafet-devlet gibi şer’i isimlerin ve kulağa hoş gelen hitapların etkisi ile akıllarını sağlıklı kullanamayanların desteğine sadece nail olabilmiş.

(Madem siz, güya ümmetin derdi ile dertlenenler olarak ümmetin söz ve güçlerinin birliğini sağlamaya çalışıyorsunuz!) Peki, söyler misiniz, bu durumun neticesi Müslümanların ve mücahit cemaatlerin arasında daha fazla ayrılık ve parçalanma mıdır yoksa birleşme midir?

Senin özellikle kendini cemaat olarak görüp de, ümmetin âlimlerini ve cihad cemaatlerini böyle görmemeni gerektiren şey nedir peki?

Ondan sonra; Müslümanların sözlerinin ve güçlerinin birleşmesini isteyenler de sadece sana katılması gerekir. Aksi halde size katılmayan senin (tırnak içindeki) ”hilafetini” kıskanan ve İslam cemaatini bölmeye çalışanlardır! Öyle mi?

Allah’tan Müslümanların hallerini ıslah etmesini niyaz ederiz.

Es selamu Aleykum ve Rahmetullah

Dr. İyad KUNAYBİ /

İlginizi Çekebilir

Dr. İyad Kuneybî: “Düşmana gerekçe verilmesi”

Bizler, düşmanlarımızın bize karşı savaşmak için bir bahaneye ihtiyaç duymadıklarını tam olarak bilmekteyiz. Eğer bir …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir