Ana Sayfa / İlim & Davet / Dr. İyad Kuneybi: İslam gerçekten hüzün dini midir?

Dr. İyad Kuneybi: İslam gerçekten hüzün dini midir?

Saygıdeğer kardeşlerim

Bazı insanlar dinin üzüntü ile bağlantılı olduğunu, sevinmek için ise dini biraz arka plana atıp unutmak gerektiğini zannetmektedir.

Bu ise bazı vaiz ve hocaların yayılmasında payı olan hatalardan bir tanesidir ki delil olarak getirdikleri sözlerin hiç biri bizim önderlerimizce sabit değildir. Hasan Basri (r.a) dayandırdıkları şu söz gibi; “Mümin üzüntülü bir şekilde sabahlar üzüntülü ve kederli bir şekilde akşamlar bundan başka bir şey ona yakışmaz.”

İbni Abbas(r.a)’a nispet ettikleri tıpkı şu söz gibi; “Arkamızda ölüm, önümüzde kabir, varış yerimiz kıyamet, yolumuzda cehennem ve Allah’ın huzurunda duruşumuz varken nasıl olurda sevinebiliriz.”

Salahaddin Eyyübi’ye dayatdıkları; “Mescidi Aksa esirken nasıl olurda tebessüm edebilirim.” sözü gibi.

Ve birçok aslı olmayan rivayetler… Aslı olsa dahi delil niteliği taşımayan rivayetler. Çünkü delil ve hüccet Allah(c.c)‘ın dediği ve Rasulullah (s.a.v)‘ın dediğidir.

Bunun için açıkça diyebiliriz ki “üzüntü” haddi zatında övülmüş bir nitelik taşımadığı gibi şer-i anlamda istenilen bir emir de değildir. Aynı zamanda “sevinç” ve “sevinmek” de kötü ve çirkin bir şey olarak görülmemektedir. bizim ahiret hayatıyla alakalı bir gaflet içerisinde olduğumuza ve Müslümanların dertleriyle dertlenmediğimiz anlamını taşır.

Biri şöyle bir soru yöneltebilir: Nasıl olurda üzülmemizi istemezsin? Müslümanların ne durumda olldukların görmüyor musun?

Cevap: Yeryüzünün bütün her köşe ve bucağında yaşayan Müslümanların bizim üzüntülerimize ihtiyaçları yoktur. Bilakis üzülmemiz ve kederlenmemiz;  nefislerimizi uyuşturarak kardeşlerimize karşı olan görevlerimizden bizi muaf tutacağı kanaatine vardırmaktadır. Çünkü biz üzüntülerimizi pratiğe dökmemekteyiz! Acıklı resim ve videolara bakarak ağıtlar yakıyor, ağlıyoruz. Sonra hayatımız bulanıma giriyor ve ümmetimizin durumundan dolayı başarısızlığı hissediyoruz. Peşinden de mesleğimizdeki, öğretimimizdeki, aile ve sosyal ilişkilerimizdeki görevlerimizi yerine getirirken azmimiz kırılıyor. Sonrasında hissiyatımız ahmaklaşıyor. Peşinden bizi bir sevinç kapladığında ümmetimizin dertleri ve kederlerinden gafil olduğumuz ve hatta şeriatın bile bazı prensiplerinden kaydığımız şuuruna kapılıyoruz ve diyoruz ki:  “Yeter bu kadar depresyoni yeter bu kadar stres ve bunalım… ” gibi ifadeler. Bazılarımız şunu ifade etmek istiyor: “Yeter artık bu dine ve İslam ümmetine olan bağlılık şuuruna!” Bundan sonra da ancak Allah’a karşı işledikleri günahlarda seviniyorlar. Çünkü onlara göre itaat (dine bağlılık) üzüntü ve kederle eşdeğer anlamdadır. Böylece yeni felaketler bekliyoruz akabinde de bir daha negatif üzülmeler ve kederlenmeler.

Ve halen bu ümmete ve dine mensup olduğumuzu söylüyor ve bu kanaate varıyoruz.

İşin aslı biz, negatif üzüntümüz ile Allah’a itaat etmediğimiz gibi, şeriatın prensiplerinden alıkoyan sevincimizle de itaat etmemekteyiz.  Bu iki durumun da ümmetimize bir faydası yoktur.

Kardeşlerim;

Üzüntü ve kedere, bizi yönlendiren hayata; daha kuvvetli ve çeviklikle atılmayı sağlayan mesuliyet şuuru katan geçici pozitif bir hal olarak bakmalıyız. Her ne zaman gaflete düşersek ümmetimizin acılarını hatırlayıp alçaltıcı olan hayattan yüksek yollara çıkarız, ta ki bir seviyeye ulaştığımızda da mutluluk duyar ve yerinde olan bir sevinci yaşarız, kulluk ederken seviniriz. Histerik olan kahkahalar ile sevinmeyiz. (Histerik: Bazı gafiller kalpleri kederle dolup taşmakta iken kendilerini ve etrafında olanları kandırmak için kullandıkları sevinç modelidir)

Üzüntü eğer bir yakıt olup seni uygun yollar ile öne doğru itekler ise övülen bir hal alur. Yok eğer seni doğru yollara ve sonuç veren amellere iletmez ise seni yakar.

Üzüntü uyanıklığın miktarınca güzelleşir, amellerinde eksiklik hissettiğinde sana acı verir ve günahların lezzetini sana unutturur. Bu şekilde ibadetler sevinç ile günahlar da üzüntü ile bütünleşir.

Bilmemiz gerekir ki Müslümanların başına gelen bunca musibetler Allah’ın dilemesiyledir.(Şayet Allah dileseydi yapamazlardı.) Allah’ın emirlerine riayet edilmeyince Allah ümmetin aleyhine takdir etti veya hikmeti gereğince takdir etti.

“Evet Allah dileseydi onlara galip gelirdi fakat bazılarınızı diğerleri ile imtihan etmektedir.” Bize düşen doğru yolu bulup imtihanlarda başarılı olmamızdır, üzüntü ve kederleri aramak görevimiz değildir.

Şüphesiz üzüntü dinde övülen bir şey değildir ve din ile bir arada kullanılmaması gerekir. Peygambere (s.a.v)’e dayatılan “her anı üzüntüyleydi” hadisi sahih değildir. İbni Kayyim “medaricissalikin” kitabında şöyle demektedir: “Bu hadis sabit değildir ve isnadında bilinmeyen şahıslar bulunmaktadır. Allah peygamberini dünya için üzülmesinden ve sebeplerinden korumuşken, kafirler için üzülmesinden nehy etmişken ve gelmiş geçmiş günahlarını bağışlamışken nasıl oluyor da peygamber(s.a.v) her anı üzüntülü olsun ki! Bilakis her zaman müjdeler ve gülümserdi.”

İbni Teymiyye’nin fetava kitabının onuncu cildinde konuya ilişkin güzel bir sözü bulunmaktadır. “Üzüntüye gelince ne Allah bunu emretmiş ne de resulü emretmiştir. Din ile ilgili olsa dahi birçok yerde nehy etmiştir-yasaklamıştır-.”

Sözün özü; üzüntü ve kederin kendin için değil de ümmetin durumu içindir diyerek kendini haklı çıkarmaya çalışma. Yaşamış olduğun bu depresyonun baskın olması seni haklı çıkarmamaktadır. Allah (c.c) şu ayetine dikkat et: “Üzülmeyin gevşemeyin eğer müminler iseniz galip gelecek olanlar ancak sizlersiniz.” Bu ayet Müslümanların Uhud günü uğradıkları sıkıntılardan sonra indi. Buna rağmen Allah onlara “üzülmeyin” demekte. Bu konoyla ilgili bazı ayetler: “Onlardan dolayı kederlenme; kurmakta oldukları tuzaktan kaygı duyma.” “Onların sözleri seni hüzünlendirmesin” . Rasulullah’a insanların inkârı ve davetine icabet etmemeleri sıkıntı verince, Allah’ın emri gelmekte: “Onlardan dolayı kederlenme.”  “Hani O(peygamber) arkadaşına demişti ya üzülme Allah bizimledir…” ve daha nice ayetler…

İbni Teymiyye demiştir ki: Böyledir çünkü (hüzün-üzüntü) bir fayda vermediği gibi zararı da engelleyemez. Fayda olmayan bir şeyi de Allah emretmez… Devamında (Allah ona rahmet etsin) şöyle açıklamaktadır: “Dünyada gerçekleşen musibetlere karşı içerisinde günah ve Allah’ın gazabını hakketmeye  sebeb vermeyecek sınırlı üzüntüde bir beis yoktur.”

Çocuğunu kaybeden gibi veya Müslümanların uğradığı bir musibetten dolayı üzüntüye kapılan biri gibi ki bu kişi sadece üzüntüsünden dolayı sevap almaz, aynı zamanda kalbinin hayrına ilişkin ve Müslüman kardeşlerine olan sevgisinden dolayı da ecir alır. Çünkü bazı kalp amelleri vardır ki Müslüman şahsiyet bunlardan dolayı sevap kazanır. Allah’a olan sevgisi, haşyete(korkuya) kapılması, Müslümanları sevmesi ve buna benzer ameller. Ama üzüntüye gelince kalbin amellerinden olmadığı gibi kişi bundan ecir alamaz. Müslümana düşen üzüntünün dozunu arttırmaması, devamlı olarak hüzünlenmemesi ve bundan dolayı ecir alacağını zan etmemesidir.

Sonra İbni Teymiyye sözlerini şöyle tamamlamaktadır: Ama bunun için üzüntüye kapılmak Müslümanların uğradığı musibetlerden dolayı üzülmek kişiyi; sabır, cihad, menfaat elde etmek ve zararı engellemek gibi görevlerinden alıkoyuyorsa nehy edilen -yasaklanan-  bir üzüntü ve hüzündür.

Evet işte dediğimiz ve anlatmaya çalıştığımız negatif üzüntü budur. Maneviyatımızı alt üst eden ve sonuç veren işlerden alıkoyan üzüntü! Düşmanlarımızın bizim için istedikleri üzüntü ve kederin ta kendisidir.

Bunun içindir ki şeytanın hedeflerinden bir tanesi de müminlerin kalplerine hüzün salmak, şeriatin hedeflerinden bir tanesi ise müminler için sevinç ve mutluluk sağlamaktır.

Allah şöyle buyurmaktadır: “Gizli konuşmalar şeytandandır. Bu, İman edenleri üzmek içindir. Oysa şeytan, Allah’ın izni olmadıkça müminlere hiçbir zarar veremez. Müminler Allah’a dayanıp güvensinler.” Şeytanın hedeflerinden bir tanesi seni üzüntü ve darlığa sokmak ister. Allah şöyle buyuruyor: “(onlar) sizin hep sıkıntıya düşmenizi isterler.” Yani sizin için zorluğu ve darlığı umarlar.

Uluslararası yayın kuruluşlarında düşmanlarımız yenilgilerini gizlemektedirler. Çünkü onlar Müslümanların sevinmelerini ve maneviyatlarının artmasını istemezler. Buna rağmen üzüntü,  keder ve hüzünlere sebebiyet veren fotoğraf ve videoların haddi hesabı olmamakta, Müslümanlara eziyet ve işkence edilen hapishane fotoğraflarını yayınlamaktadırlar. Bu gelişigüzel bir olay değil aksine Müslümanların maneviyatlarını yıkmak ve onları sürekli üzüntü ve keder içinde yaşamalarını sağlamak için programlanmış bir projedir.

Diğer taraftan kendi medyalarına ölülerinin kötü sonlarını yayınlamalarına izin vermemekte, insanları şarj edecek, intikam duygularını yenileyecek ve maneviyatlarına zedelemeyecek kadar cenaze görüntüleri ve gözyaşı görüntüleri yayınlamaktadırlar.

Buna mukabil şeriatın hedeflerinden bir tanesi de Müslümanı sevindirmektir. Elbaninin hasen olarak rivayet ettiği bir hadiste Allah resulü: “Allah’a en sevimli olan ameller; bir Müslümanı mutlu etmendir.” buyurmuştur.

Üzüntü veya hüznü emreden ya da öven herhangi bir ayet veya hadis biliyor musunuz? Tam aksine yasaklayan bir çok ayet ve hadis bulunmaktadır. Allah’ın peygamberi hüzün ve kederden Allah’a sığınmaktaydı. “Allah’ım üzüntü ve kederden sana sığınıyorum.” derdi. Bize hüznü gideren duaları öğretiyordu.

İslam’ın sütunları; ıstıraplı, depresyonlu ve sefil insanların omuzlarında yükselmemiştir. Bazı vaizlerin kendilerine keder ve hüznü dayattığı selefimizin yaptıklarına bakınca, kısa süre içerisinde büyük başarılar elde ettiklerini görürüz. Onlar, fetihler gerçekleştirmişler, insanları Allah’ın dinine çağırmışlar ve hayatın her alanında başarılı olmuşlar. Bir neticeye varıyoruz ki bu işleri yapanlar kesinlikle kendilerini depresyon ve ıstırabın kuşattığı insanlar olamazlar.

“Kolaylaştırın zorlaştırmayın, müjdeleyin nefret ettirmeyin.” İnsanları; yüzümüzün gülümser ve kararlı olması kadar hiçbir şey kendisine çekmez. Yüzümüzün sıkıntılı ve kasvetli olması  kadar insanları Allah’ın dininden nefret ettiren hiçbir şey yoktur olamaz.

Sevinç ve mutluluk Dindarlık ve itaat ile bir arada zikredilmesi gerekir. Sürekli olan keder ve sıkıntılar ile zikredilmez. Aziz ve Celil Olan Allah şöyle buyuruyor(  Erkek veya kadın, mümin olarak kim iyi amel işlerse, onu mutlaka güzel bir hayat ile yaşatırız. Ve mükâfatlarını, elbette yapmakta olduklarının en güzeli ile veririz.)

Müjdeleme, itaat ile zikredilmesi gerekmektedir Aziz ve Celil Olan Allah şöyle buyuruyor (Bilesiniz ki, Allah’ın dostlarına korku yoktur; onlar üzülmeyecekler de. Onlar, iman edip de takvâya ermiş olanlardır. Dünya hayatında da ahirette de onlara müjde vardır. Allah’ın sözlerinde asla değişme yoktur. İşte bu, büyük kurtuluşun kendisidir.)

İtaat ile bir arda kullanılması gereken yumuşak huyluluktur. Allah şöyle buyurmaktadır(iyiler muhakkak cennette, kötülerde cehennemdedirler)

İbni Kayim bu Ayeti tefsir ederken şöyle demektedir: şüphesiz bu –iyilerin cennette kötülerin cehennemde olması- tamamlanması, kemale ermesi ve zuhur etmesi açısından ahiret gününe özel olarak görünse de, ahiret gününe özel bir konu değildir, ahirete berzah –kabir hayatı- alemine ve her ana….. Onun içindir ki iyiler dünyada da, berzah âleminde de ahirette de nimetler içerisindedirler. Kötüler ve kafirler ise,  dünyada, berzah âleminde ve ahirette de ateş içerisindedirler.

Evet Mutluluk, itaat ve dindarlıkla kullanılması gerekir. Allah azze ve celle sevinmeyi emretmiş üzütüye kapılmayıda yasaklamıştır. Sevinmeyi emretmiş ve demiştir ki:( De ki: Ancak Allah’ın lütfu ve rahmetiyle, işte bunlarla sevinsinler. Bu, onların (dünya malı olarak) topladıklarından daha hayırlıdır.)

Halkının karuna ( sevinme (şımarma) şüphesiz allah sevinenleri(şımaranları) sevmez) demeleri, genel olarak sevinmeyi mutlu olmayı ele almaz. Kastettikleri sevinme, kibirden ve şımartıcı olmasından dolayıdır. Allah şöyle buyurmaktadır.( Bu, sizin yeryüzünde haksız olarak şımarmanızdan ve aşırı derecede sevinip böbürlenmenizden ötürüdür.) yani: dünyada batıl ve günahlar gibi bize izin verilmeyen şeylerde sevinilmeniz.

Sözün özü kardeşlerim, İslam mutluluk dinidir, itaatle mutlu olmak, yapmacık ve boş olan mutluluk ve sevinci  (şeriat)emretmez. Üzüntü ve keder istenilen ecir ve sevabın beklendiği bir emir olmadığı gibi, dinimize ve ümmetimize karşı sorumluluklarımızın düşmesini de sağlamaz. Kendimizi fazla hüzün ve üzüntüyle şarj etmemeli, daha bir kararlılık, samimiyet ve ileri görüşlülük ile dinimize hizmet için yollara düşmeliyiz.

Esselamu aleykum ve rahmetullah.

Makalenin arapçası: https://justpaste.it/h586

İlginizi Çekebilir

Dr.İyad el-Kuneybî: “Şeriatın tatbikinden önce toplumun problemleri çözülmesi gerekir, diyenlere…”

Tevhidi davet çalışmalarından dolayı hapiste bulunan Ürdün’deki değerli âlim Dr. İyad Kunaybi’nin 30 bölümlük “Şeriata Destek” …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir