Ana Sayfa / Analiz & Röportaj / Dr. İyad Kunaybi’den Duma Katliamı ve Ürdünlü Pilot Yorumu

Dr. İyad Kunaybi’den Duma Katliamı ve Ürdünlü Pilot Yorumu

GERÇEKTEN DE ŞER’İ HÜKÜMLERİ DERT EDİNEN VAR MI?

İKİ ÖRNEK OLARAK PİLOTUN YAKILMASI VE DUMA’NIN YAKILMASI OLAYLARI

Bazıları soruyorlar: “Duma kim? Erkek mi yoksa bir kadın mı?” Yoksa bir matbaa hatası mı var (Daima ateş) mi?

Şaşıracak bir şey yok! Tutuşturma maslahatına göre medya, dilediğine odaklanıp dilediğini görmezden gelebilmekte…

Duma, Şam’ın en önemli ilçelerinden birsidir efendiler. Orada yarım milyon insan yaşamaktadır. 10-02-2015 Salı sabahına kadar böyleydi. Bu tarihten birçok gün sonra ancak şunu söyleyebiliyoruz: Duma diye bir ilçe vardı! Şu anda Duma, Nusayriler tarafından neredeyse haritadan silercesine barbarca bir bombardımana maruzdur!

Peki pilot, şimdi bir hafta sonra bu olaya yorumda bulunuyorum? Evet, çünkü olayları olgunlaşmış yerlerine indirgemeden öylesine bir yorumda bulunmak istemiyorum. Nitekim bu olay da, birçoklarının duygusallığın sarhoşluğunda kavramaya ehil olamayacakları hadiselerdendir. Zira tepkisel ve anlık olaylar karşısında, ne anlama geldikleri ve ardındaki amaçlar üzerinde durulması kadar durulmamalıdır.

Bu olay, bazılarının bilerek bazılarının da (belki) bilmeyerek ortak oldukları büyük bir planın parçasıdır. Bugün bunu, Ürdün’ün zorla sokulmak istendiği kara saldırısı üzerinden mütalaa etmekteyiz. Yine bu olay bize, Bernard Louis ve benzerlerinin üzerinde durdukları; ‘bu mozaik arasında en güçlüsü olacak olan İsrail’in güvenliğinin tek yolunun İslam âleminin parçalanmasının olduğu’ teorilerini hatırlatmaktadır.

Bu açıklamayı erteleme nedenlerimden bir diğeri de, makalenin sonunda zikredeceğim başka bir olgudur.

Soruyorlar: IŞİD’in Ürdün’lü pilotu yakma eyleminin hükmü nedir?

Her şeyden önce, ister hükümetler ve yöneticiler, isterse de IŞİD tarafından olsun, ortada gerçekten şer’i hükümlerle ilgilenen var mıdır?

Suriyeliler her gün Esed’ın varilleriyle yakılmaktalar. Ömer adında birisi, Irak’ta bulunan etnik milislerin ellerine düştüğünde fırınlara atılmaktadır. Sisi, Rabia’da Mısırlıları yakmıştır. Amerika tarafından desteklenen Budistler Burma’da Müslümanları yakmaktadırlar… Şimdi de gözlemcilik yapan devletlerin bizzat kendileri bombalarıyla yakma partisine katılamaya gelmişlerdir.

Acaba İslam âlemindeki resmi taraflar, bu yakma olayları, bunları yapanlar, bunları destekleyenler, bunlara havaalanlarını açanlar ve bunlarla birlikte ittifaklar yapanlarla ilgili olarak şer’i hükmün ne olduğuyla ilgili bir toplantı düzenlemişler midir?

Diğer yönden, gerçekten de IŞİD şer’i hükümleri önemsemekte midir? Şer’i hükümlerin ardından gidip bunlara bağlı kalmakta mıdır? Yoksa diğer sözlerini göz ardı ettiği âlimlerin sözlerinden kestiği ifadeleri ve askeri olarak kendisine hizmet ettiği, heybetini koruduğu, kırılmalardan sonra askerlerinin maneviyatlarını yükselttiğini düşündüğü nasları el yordamıyla mı toplamaktadırlar? En iyi durumda bunları, -kendi bakışına göre- bölgesel sınırları çerçevesinde “İslam Devleti” diye bildikleri yapıya hizmet için kullanmaktadırlar. Bundan sonra İslam ve ehli için nelerin olduğu o kadar önemli değildir!

Onların nazarında kendilerini desteklemeyen dalalet âlimleri bir tarafa, bizzat cihad âlimlerinin reddettikleri diğer eylemlerinde şer’i hükmü mü aramışlardır? Onların her yaptıklarını gerekçelendirenler şer’i hükmün ne olduğunu mu araştırmaktadırlar? Yoksa onlar da saray âlimlerinin ikinci bir türü olup Kuran ve sünnetin naslarını ve âlimlerin sözlerini bu örgütün fillerine mi uydurmaktadırlar? “Eğer yapmışsa doğrudur, bir gerekçenin oluşturulması gereklidir. Velev insanların kalplerinde İslam’a karşı şüpheler eksek, onları eylemlerimize karıştırdığımız âlimlerden uzaklaştırsak bile… (Örneğin İbn-i Teymiye gibi.) Tüm bunlar, devletin, hilafetin ve halifenin gerekçelendirilmesi içindir!”

IŞİD ve mutaassıpları, boyun eğme yerine dini kullanmalarıyla hükümetlerin düştükleri aynı hataya düşmediler mi?

Bana söyleyin: Gerçekten şer’i hükümlerle ilgilenen kimdir? Devle Cemaati, yaptıklarını yapmadan önce ümmetin meselelerini üstlenen yeryüzünün güvenilir âlimlerine sormuş mudur? Basit bir soru. Bunlara göre yeryüzü âlimlerinin geneli dalaletin önderleridir! Peki, Şam’da bulunan cihad cemaatlerinin âlimlerine ve emirlerine bir şey sormuşlar mıdır? Daha ahmakça bir soru! Bunlar, halifeye bey’at etmemeleri nedeniyle, ya mürted, ya sahvacı ya da günahkârlardır! Peki, bunu şer’ilerine sormuşlar mıdır? Yoksa onların şer’ileri de saray âlimleri gibi bir dekor haline gelmiş ve görevleri, eski bir eserle yaptıklarına mazeret bulma mı olmuştur?

Tam olarak şer’i hükümlerle kim ilgilenmektedir?

Bundan dolayı, her iki taraftan hiçbirisinin şer’i hükme boyun eğmede ciddi olmadıklarını gördüğüm için açıklamamın ekseni yakma meselesiyle ilgili şer’i hükmün hakkında olmayacak, sadece şer’i hükümlere bu laubalilikle yaklaşılmayacağının beyanıyla ilgili olacaktır. Kısas münasebetiyle yakma hakkındaki görüşünü belirtmediği halde İbn Teymiye’nin ifadelerinin getirilip öncesine ve sonrasına bakılmadan bununla bir eylemin gerekçelenmesi olacak şey değildir. Bu ne İbn Teymiye’nin ne de İslam âlimlerinin metodudur!

Peki, bu eylemin olumlu neticeleri olmuş mudur? Hayır, asla! Sadece:

1-İslam’ın ve cihadın çirkin gösterilmesi. “Allah’ın yolundan engellemeniz nedeniyle kötülüğü tadın.”

2-İnsanların kalplerine şüpheler atmaları için yeryüzünün değişik bölgelerindeki laiklere altın tepside bir hediye sunulması.

3-Ürdün hapishanelerindeki Müslümanların ve pilot karşılığında talep edilmeleri mümkün olan mahkûmların hayallerinin yakılması.

4-Şam’da faaliyet gösteren hakkıyla mücahid olan gruplar üzerine baskının artırılmasına neden olması. Bunlar Devle örgütünün acısını tadanlardan olsa da durum budur. Özellikle de, kasıtlı olarak onlarla bu örgütü bir göstermek isteyenlerin bulunduğu bir zamanda…

5-Haklarını isteyen halkları karşısında Arap rejimlerinin ve hükümetlerinin kurtarılması… (Artık haklar yoktur! Zira çatışmanın sesi üzerinde bir ses bulunmamaktadır ve herkes teröre karşı savaş etrafında toplanmalıdır!)

6-Efendi Amerika’nın kendi emellerini gerçekleştirmek için -körfez mallarında iktisadi bir canlanmanın dışında hiçbir sorunla karşılaşmadan- İslam’a karşı Müslüman evlatları vasıtasıyla savaşmayı istediğini bildikleri bir dönemde, insanların genelinin rahatsızlık duydukları ve hakkında söylendikleri bu ittifak geçici de olsa bir meşruiyet kazanmıştır.

Bu neticelerin hiçbirisi önemli değildir. Onlara göre önemli olan, ölçü aldıkları kalplerin rahatlamasıdır! Eğer ortada her halükarda Müslümanlara karşı savaşan birisi varsa; bu, durumunu insanlar katında daha anlaşılmaz hale getirecek gerekçeler vermemiz anlamına gelmez!

Onlardan birisi atılıp sana şöyle diyebilir: “Üzerinde bulunduğumuz halden daha kötüsü olabilir mi?”

Örneğin Ürdün’de yaşayanlar, bizim bir gün içerisinde Mısır’ın konumuna geçtiğimizi bilebilir. Öyle ki, ders programlarından Kuran naslarının çıkarılmasını ve İslami bir görüntüye sahip olan her yapıyı karşı konulması gereken “DAİŞ’çilik (IŞİDçilik)” kabul edilmesini talep için sıçanlar deliklerinden çıkmış, yılanlar zehirlerini yaymış bulunmaktadır! Bu, daha öncesinde Ürdün toplumunda bilinmeyen bir küstahlıktır.

Başka birisi atılarak şöyle diyebilir: “Boşver, bırak insanlar kalplerindekini ortaya çıkarsın ve saflar ayrılsın!”

Evet, boşver! Bırak onları dinlerinde fitneye düşsünler, şeriatın hendeğinden başka bir yerde saf tutsunlar ve bu hal üzere ölsünler! İnsanlara merhamet böyledir, onlara karşı yumuşaklık böyle olmalıdır, insanları perçemlerinden tutup ateşten böyle engelleyeceğiz!

Tekrar atılıp şöyle der: “Anlıyorum, senin demokratlar gibi maslahat ve zarar lügatini konuştuğunu görmekteyim!”

Bu yakma işi onların nazarında tutunmaları gereken şer’i bir vacip midir ki ‘maslahat ve zararlar için Allah’ın dinini işlevsiz bırakamayız’ demektedirler?

Tüm bu zararları düşünmüyor musunuz? Yoksa bir fısıltı; ‘sizin insanların üzerinde bir ümmet olduğunuzu, Taifetu’l-Mansura’nın siz olduğunuzu ve bunlardan sonra ümmetin diğer kısmının başına gelen olayların sizi ilgilendirmediğini mi’ söylemektedir? Bununla birlikte, ‘İslam’ın, sizin birçok eylemlerinizden uzak tutulmasının size zarar verdiği’ deliliyle sizi tenkit edenlerin vay haline ey Allah’ın seçkin toplumu!

– “Tüm bu karalama cemaate… Daha önce senin koalisyonu reddettiğini görmedik?”

-Gözün seni yanıltmaktadır dostum. İyi uykular. Koalisyona katınılmasını ilk reddeden bendim ve bu konuda yirmiden fazla mevzu ve yorumlarda koalisyonun hakikatini ve IŞİD’e karşı savaşın Amerikan’ın gerçek hedeflerinin bir perdesi olduğunu açıkladım. Örneğin “Dört adım kapanı” başlıklı makale gibi.

-Bu uğurda, defalarca gelen, tutuklanma, hitabetten men edilme ve şimdiye kadar süren yolculuk yasağı içerikli şayia ve tehditlere tahammül gösterdim.

-Tüm bunlara karşı uykuda olan, koalisyonu reddetmede benimle müzayedeye girmesin.

-Şam’da bombardımana maruz kalan kardeşlerimizin video görüntüleri ve resimleriyle pazarlığa girmesin. Bizler sadece onlara acımamızdan ve sıkıntılarının sona ermesini umarak gazaplanıp yazmaktayız.

Devle örgütüne karşı savaştaki maslahatlar konusuna gelince, bunu konuşabildiğin kadar konuşabilirsin:

1-Geriye kalan Suriyelileri yok etmek ve -The Times’ın belirttiğine göre, vurmaların başlangıcında 40 köyü geri aldığı gibi- kurtarılan bölgeleri geri alabilmesi için Suriye rejimine yeşil ışık yakılması.

2-Geriye kalanlar ise koalisyonun şaşıran roketlerine maruz kalacaktır.

3-Irak’ın Sünnilerinin başlarına yeni musibetlerin gelmesi, Devle örgütünün yaptıklarının kat kat fazlasını yapmaları ve iyi ameli kötüyle karıştırma değil bilakis şerri şer ile karıştırmaları için rejime ve yerel milislere teslim edilmeleri.

4- Öldürmeyle Ürdün’ün de savaşa çekilmesi, öldürmeye tepki vermesi, bundan sonraki tepkilere karşılık vermesi ve Ürdün sahasının da intikam eylemlerine açılması. Bilhassa Ürdün’de, eylemler üretip IŞİD örgütüne dayandırabilecek Avrupalı istihbaratlardan olan tilki ve çakallar barınmaktadır.

5- “Örgütle savaş” adı altında bölgenin askeri olarak işgal edilmesi.

6- Siyonist yapının etrafını kuşatan bölgelerin sorunlarla dolu dağınık alanlara dönüştürülmesi ve Siyonistlerin iştahlandırılmaları. Nitekim İsrail Dışişleri Bakanı Liberman tam bir küstahlıkla Ürdün’den; ‘Şam bölgesinde bulunan tüm sünni gruplara karşı savaşmasını’ talep etmektedir!

7-  Son olarak, her şeyin ötesinde; beldelerin Allah’ın gazabına ve cezalandırmasına maruz bırakılması… Çünkü bizler kardeşlerimizi desteklemekten yüz çevirdik. Sonra onlara geldiğimizde ise, sıkıntılarını daha da artırdık… Allah’a yemin olsun ki, siyaset Allah’ın azabından kurtarmayacaktır. Allah’a yemin olsun ki, Amerika hiç kimseye karşı sevgisini muhafaza etmeyecektir!

Keşke ülkelerimizdeki resmi taraflar, geçen Cuma hatiplerden; ‘esirlerle muamele ve İslam’da yakmanın hükmüyle’ ilgili konuları ele almalarını talep ettikleri gibi gelecek Cuma hatiplerden bu maslahatları ele almalarını talep etseler ve hiç kimse bunların dine hizmet ettiğini zannetmese!

Tüm bunlardan sonra:

Yakma olayıyla ilgili olarak herhangi bir yorumda bulunmayı ertelememin en önemli nedenlerinden birisi de, ben ve benim gibi İslami hassasiyet taşıyanların özür dileme zorunda olmadığımızdır! Her ne kadar başlangıçta yorumda bulunan herkesin özür dilemeyip aralarında hikmetle konuşanların bulunsa da…

Bilakis bunun nedeni, sanki bu eylemden biz sorumluymuşuz gibi kendimizi savunmaya geçmemiz gerektiği durumundan rahatsız olmam, nefret etmem ve tiksinmemdir!

Mısır hapishanelerinde Müslüman esirlerin ağızlarına idrarını yapan ve arkalarına sopa sokan, onları Tunus hapishanelerinde çıplak bir halde bir arada tutan ve Irak’ta eşlerinin göğüslerinde sigara söndüren ben değilim! Psikolojilerini tamamıyla yerle bir edecek ve dengesizleştirecek şekilde intikama susamış; yakma ve başları kesme manzaralarından hoşlanmalarına neden olacak kadar onlara işkence eden biz değiliz!

Sadık âlimleri, gençleri yönlendirmeleri için minberlerden men eden biz değiliz. Halkları ezen, zelil eden, fakirleştiren, cahil bırakan ve şereflerini alanlar biz değiliz.

Şam, Irak ve diğer halklar üzerinde entrikalar düzenleyenler bizler değiliz. Neredeyse onlara yapılanlar, -insanlığın alnı demiyorum- şeytanın bile alnının senelerce üzüleceği olaylardır!

Aşırılıklarını artırmaları için ve “IŞİD’e karşı savaş” adı altında İslam’a karşı savaşlarını gerekçelendirecek video ve resimlerden oluşan bir arşiv oluşturmaları için elemanlar sızdıran biz değiliz… Bunu Amerika ve uşaklarına sorun.

Sorunu çıkaranlar biz değiliz ve bunlardan dolayı özür dilemek zorunda olanlar da biz değiliz.

Hiç kimse şu iki seçimden birisine bağlı kalmak zorunda değildir: Ya Devle örgütü ya da Amerika ve müttefikleri.

Kim saf tutmak istiyorsa, mağdur olan halklarla birlikte saf tutsun, özellikle de kasıtlı olarak savaş sahası oluşturulan ve yok olmaya maruz bırakılan Suriye ve Irak halkıyla birlikte! Bunlara gerçekten de yardım eden ve onlara karşı yapılan saldırıları def edenlerle birlikte saf tutsun…

Müslüman beldelerinde mağdur olan kardeşlerimden ve bacılarımdan ve yine onların ölülerinin ruhlarından hayâ ettiğim için uzun süre sükût ettim. Ürdün caddelerinin olaya tepkileri, onları, yakılmalarını ve onların her gün pilotun karşılaşmış olduğunun kat kat fazlasıyla karşılaşmalarını unutturdu. Allah’tan, onlar için yakın bir çıkış yolu ve bir kolaylık kılmasını diliyorum.

Esselamu aleykum.

Dr.İyad Kunaybi

İlginizi Çekebilir

Dr.İyad el-Kuneybî: “Şeriatın tatbikinden önce toplumun problemleri çözülmesi gerekir, diyenlere…”

Tevhidi davet çalışmalarından dolayı hapiste bulunan Ürdün’deki değerli âlim Dr. İyad Kunaybi’nin 30 bölümlük “Şeriata Destek” …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir